Hoşgörü Güç Gerektirir, barışın artık hayatla.

Bizim müdürümüz çok serttir, hiç tahammülü yoktur, her şeyi hemen ister. Sesi koridorda çınlar… bu cümleleri ne çok duyuyorum eğitimlere gelenlerden. Zaman zaman şahit oluyorum kızgın, sinirli, vara yoğa kulp takan, hoyrat, hoşgörüsüz. Ya ufacık işler yapıp dünyayı ayağa kaldıranlar. Herkese böbürlene böbürlene başarılarını anlatanlar. Yukarıdan aşağıya, iş dünyasından sosyal ortamlara, yönetimden çalışana kadar her yerdeler. Peki neden böyleler? Daha da ilginci bu insanlara prim veren, onları alkışlayan bizler neden böyle yapıyoruz?

Konu gerçekten çok ilginç. Mesela Lego benim köpeğim. Yaklaşık 40 kilo ağırlığında bir Alman kurdu. Diğer yetiştiricilerle eğitimciler ona ‘sir’ veya ‘beyefendi’ diyorlar. Sebebi çok basit; etraftaki irili ufaklı bütün köpekler delicesine havlarlar bize, bıraksanız üzerimize atlayıp parçalayacak gibi saldırırlar. Ama hiç biri birkaç metreden daha yakınımıza gelmez. Serbest olsalar da, arada bahçe çitleri olmasa da gelmezler, Tüm bunlar olurken Lego aralarından yürür, rahat ve vakur, hatta tasmasız. Zira bilir ki hiç biri ona zarar veremez. Onun hiç birinden, hiçbir şeyden korkusu yoktur, kaygısı yoktur, hırsları yoktur. Özgüveni tamdır, kendinden emindir. Hayatla ve onun getirdikleri ile barışıktır. Diğerleri için ise bu bir ölüm kalım savaşıdır. Lego’nun onların alanına gelmemesi için caydırmak isterler. Eğer mümkünse korkutup vaz geçmesini, onların zayıflığını öğrenmemesini isterler.

İşte işin özü tam da buradadır. Çevremizdeki o saldırgan kişilerin aslında en kırılgan kişiler olduğunu hiç düşündünüz mü. Onların kaygılarının, korkularının ne kadar çok olduğunu, senin bunu görmemen için ellerinden geleni yaptıklarını. Kurdukları bu kalın duvar, sert görünüm, saldırgan tavırlar ile aslında yaptıklarının diğerlerini uzak tutmak, özlerine inmesini engellemek, böylece içlerindeki o zayıf çocuğu saklamak olduğunu bilmiyor muydunuz?

Çözüm mü; Onlardan empati beklemeyin, gösteremezler, siz gösterin onlara. O çocuğun zamanında nasıl kırıldığını, tıpkı kırılan bir uzuv gibi sert koruma duvarlarının arkasında saklanmaya çalıştığını düşünün ve onları hoşgörün. Her şeye karşın elinizi uzatıp dokunmaya çalışın.

Şunu da unutmayın. Sizin gördüğünüz ‘ego’, ‘özgüven’ değil. Birisinin sessiz, sakin olması o kişinin özgüveninin olmadığı anlamına gelmez. Aksine hoşgörü ‘güç’ gerektirir, ‘güven’ gerektirir. Eğer siz de kendinizi, kendi kurduğunuz o sert, sinirli duvarın ardında buluyorsanız zaman zaman, girin içeri ve bakın; o kırılmış çocuk nerede, kim kırdı, nasıl kırdı? Önce onu iyileştirin. Bırakın dışarı çıksın, hayatını yaşasın. Barışın siz de hayatla.

Eren ikiz

İstanbul Kasım 2017