Ben çocuklarımız ile çalışanlarımız arasında yönetsel açıdan benzerlikler görüyorum. Özellikle de artık kızım ile yaşıt çalışanlar eğitimlerimizde görülmeye başlandığına göre bir bağlantı kurulabilir sanırım. (Çalışanlarınıza çocuklarınız gibi davranın demediğimi parantez içinde hatırlatayım.)

Soru motivasyon ve bağlılık nasıl yaratılır, “ödül” işe yarar mı?

  • “Ödül” tanımı “bir işin sonucunda elde edilecek hediyeyi baştan belirleyip çalışanın motive olmasını beklemek” ise kesinlikle uzak durulmalıdır. Dersini yaparsan TV seyredersin, dondurma alırım ile başlayan, bu raporu yaparsan, bu satışı tamamlarsan şunu alırsın tarzındaki her türlü yaklaşım benim sözlüğümde “rüşvet” statüsüne girer. 3 temel probleme sebep olur,
    • birincisi aynı ödül bir sonrakin seferde tatmin etmeyeceği için, kişi hep daha fazlasını ister, nereye kadar gider kestirmek güç.
    • İkincisi karşılıksız iş yapmamaya, sonuç, fayda ve değerden ziyade kişisel getirisine odaklanmaya başlar.
    • Üçüncüsü ahlaki olarak da bu durum normalleşir.
  • Karl Dunker ve Sam Glucksberg (Prim ister misin başlıklı yazımda bahsetmiştim) gibi bilim adamlarının yaptığı deneyler 50 yılı aşkın süredir aynı sonucu veriyor. Yaratıcılık gerektiren işlerde pirim, faydayı bırakın performansı düşürüyor. Kısa bir denemeden sonra kişi hızlı bir sonuç üretmeyi başaramazsa aldığı ödüle değmez deyip vaz geçiyor.
  • Kutlamayı, özellikle de başarıyı kutlamayı bilmek gerek. En son hangi başarınızı kutladınız bilmiyorum. Ancak güzel işler yapıp bunların değerini bilmeyen insanlar var etrafımızda. Dolayısı ile başarılarımızı kutlamak, yapılanları takdir etmek gerekir. Bunu da başkalarından beklemeye gerek yoktur.
  • Bir iş ilk defa yapılıp sonuç üretildiğinde bu takdir edilmelidir. Bir çocuğun ilk adımı gibi sonuca varan ilk satış, başarılı ilk rapor uygun bir şekilde takdir edilmeli, kutlanmalıdır düşüncesindeyim. Burada baştan belirlenen “şunu yaparsan bunu alırsın şeklinde değil, mütevazi, elde edilen sonucu takdir ettiğinizi gösteren bir karşılıktan bahsediyorum. Bu karşılık maddi olmak zorunda değildir, hatta sözel ve kaliteli bir takdir maddi olandan daha çok işe yarayabilir.
  • Sonra yaratılan her fark kutlanmalıdır. Her atılan adımı kutlarsak başka ne ödül var sorusuna sebep olur, yine tatminsizlik yaratır. Ancak yaratılan farkın kutlanıp ödüllendirilmesi kişiyi daha iyiyi yapmaya iter.
  • Takdir kesinlikle “aferin iyi yaptın” şeklinde olmamalıdır. Bu tarz ifadeler neyin iyi yapıldığı konusunda kişiye hiç bir ipucu vermediği gibi kendi içinde de tekrara düşüyor. Takdir “neyin iyi yapıldığını” net olarak ifade etmelidir. Örneğin çalışanınızın hazırladığı rapora bakıp “aferin süper olmuş” demek hiç bir katkı yaratmazken, “farklı kaynaklardan yaptığın araştırmalarının sonuçlarını talebine güzel bağlamışsın, harika olmuş” demek sonraki raporun da benzer bir yaklaşımla hazırlanmasını garanti eder. Sonuç kişi için aynı şekilde ödüllendirici ve geliştiricidir.
  • Başarısızlık durumunda da eğer çaba var ise bu emeğin yukarıdaki çerçevede takdir edilmesi kişinin tekrar denemesini ve çaba harcamasını sağlar. Tabii üzülerek de olsa başarısızlığın sonuçlarına kişinin katlanmasına izin vermek gerekir.
  • Takdir de, ödül de kişisel, samimi ve içten olmalıdır. Genel mesajlar, herkese giden klişe yazılar ile kişilerin heyecanlandırılamayacağı gerçektir. Sonucu elde eden kişinin gözlerinin içine bakarak söylenen güzel bir iki söz, neyin iyi yapıldığını anlatan bir geri bildirim eşliğinde inanılmaz sonuçlar doğurabilir.
  • Başarısızlar üzülmesin diye başarıyı görmezden gelmek büyük adaletsizliktir. İnsanlar eşit değildir ve eşit olmayan insanlara eşit davranmak en büyük eşitsizliktir düsturuna inanıyorum. Eğitimleri, motivasyonları, kişisel özellikleri, beklentileri, seviyeleri, bilgileri, ruh halleri, tarzları farklı bireylere sanki aynılarmış gibi davranamayız. İnsanların hak ettikleri ve bekledikleri doğrultuda farkları gözlemlemek ve bu doğrultuda doğru yaklaşımları seçmek gerekir. Başarılı bir çalışmayı görmezden gelerek başarısızları ödüllendirip başarılıları cezalandıramayız. Gayrete rağmen başarı gelmedi ise de 2 madde yukarıya tekrar bakmanızı rica ederim.
  • İnsanlara bir “amaç” verirseniz her an motive etmeye çalışmanıza gerek yoktur; o zaten motivedir. Günlük değil uzun vadeli düşünmekte fayda var. İyi bir okulda okuyup başarılı bir tasarımcı olmayı amaç edinmiş bir çocuğa her gün ödevlerini hatırlatmanız gerekmez.
  • Aynı şekilde “sorumluluk” insanların çehresini değiştirir. Sınıfın en yaramazını sınıf başkanı yaparsanız sınıfı muma çevirir. Etrafınızdakilerin maymunlarını siz kucaklamayın. Bırakın herkes kendi sorumluluğunu sahiplensin. Mucizelere şahit olacaksınız.
  • Bir de sevdiğiniz işe emek harcarsınız. İnsanların keyif aldıkları, iyi bildikleri “uzmanlık” alanlarında çalışmalarına müsaade edin. Zaten ilave teşviğe gerek kalmayacaktır.

Şimdilik bu kadar, sağlıkla kalın.

Yorumunuz

Your email address will not be published. Required fields are marked *